Kiralık Fotoğraf Makinesi
  • KiralıkEkipmanlar
  • SatılıkEkipmanlar

2000'li yılların başında, uzun yıllardır yurtdışında görülen bir olay Türkiye'ye de kazandırılmaya başlandı. Eskiden bir lokantaya gittiğinizde elinize en fazla 3 sayfalık listelenmiş, yazılarla dolu menü gelirdi. Sadece açık büfe yerlerde yemeğinizin nasıl olduğunu önceden görmeniz mümkündü. Fakat 90'lar kuşağının hayalperest gençleri, yurtdışındaki menüleri Türkiye'ye taşımaya başladılar. 2000'li yıllarda artık uzun uzun listeleri incelemek  yerine, yemeğin fotoğrafını görerek seçme imkanı bulduk.

Tablet, akıllı telefon gibi dijital mecranın da çoğalmasıyla iyice önem kazanmaya başladı.

Eskiden etkili birkaç sözle insanları çekmek mümkündü. Artık işin içine görsel girmedikten sonra insanları etkilemek oldukça zor. Bu durum en çok  gittikçe büyüyen yeme-içme  sektöründe karşımıza çıkıyor. İnsanlar artık uzun uzun yemek tarifleri okumak ya da gittikleri yerlerde 3 sayfa listeyle uğraşmak istemiyorlar. Ne yemek üzere olduklarını, ne tüketeceklerini önceden görmek istiyorlar. Görseli olan yiyecekler daha çok tercih ediliyor.

Menülere fotoğraf ekleme fikri en çok fotoğrafçılar için yeni alanların açılmasına fayda sağladı. Çok farklı sektörel yapılar gibi gözükse de ikisi de birbirine ihtiyaçları olduğunu fark etti. Fotoğrafçılar yeni işler deneyimlemeli, restoran sahipleri de menülerini fotoğrafla süslemeliydiler. İki sektörü harmanlayan bu ihtiyaç ortaya beklendiğinden daha iyi ürünler çıkardı. Menülerinde fotoğrafa ağırlık veren restoranlar bir anda zirveye doğru çıkmaya başladı. Fotoğrafçılar ise yemek fotoğrafçılığının neresinde yer alacaklarına karar vermek zorundaydılar.

Zaman içinde deneyimlenen durumlar ve yaşanan aksaklıklar, yemek fotoğrafçılığının daha iyiye gitmesine olanak sağladı. Restoran sahipleri durumun farkında olmasa da, işinin ehli fotoğrafçılar için fark edilememesi imkansız bir durumdu. Yemek fotoğrafçılığında gereken hızın önemini kavradılar zamanla. Işık ve hızın harmanlanmasıyla da bugün hayal gücünü zorlayan yemek fotoğrafları ortaya çıkıyor.

Hız ve ışık, yemek fotoğrafçılığında farklı bir boyut kazanıyor. Hızlı olmak zorundasınız çünkü yemek hazır olur olmaz o halini çekmeniz lazım ki, insanlara sunmak kolay olsun. İlk halini kaybetmiş, beklemiş bir yemeği fotoğraflayıp menüye koymak iki sektör için de fayda sağlayamayacaktır. Şöyle düşünün tereyağı üzerine yeni dökülmüş hala kaynamakta olan İskender fotoğrafını mı tercih edersiniz, yoksa yağı üzerinde donmaya yüz tutmuş, etleri kurumuş olanı mı?

Bu devrede ışık da önemli bir etken olarak ortaya çıkıyor. Her ne kadar yiyecekleri canlı göstermeniz gerekse de bir yandan da doğal olmak zorundasınız. Bir portakal fotoğrafını ne kadar parlak göstermeye çalışsanız da amacınız portakal turuncusundan uzaklaşmamaktır. Canlı kalmak ve abartmak arasındaki ince çizgi, yemek fotoğrafçılığında çok sık karşılaşılan durumlardan.

Yemek fotoğrafçılığı hizmeti yaparken bu fotoğrafların dijital dünyanın elinde olacağını da unutmamak gerekiyor. Özellikle tablet ve akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla, web siteleri önem kazanmaya başladı. Restorana gittiğinizde kağıt menüyle karşılaşsanız bile, web sitesini açtığınızda fotoğraflarla dolu sayfalara rastlıyorsunuz. Bu da belki daha restorana adımınızı atmadan tercih yapmanızı sağlıyor. Sadece web sitesi değil, bazı restoranlar direkt olarak tablet üzerinden bile menü hizmeti sağlayabiliyor.

Son 10 yılda çok fazla alan yaratan ve özellikle dijital dünyada varlığını sürdüren yemek fotoğrafçılığı, yeme içmeye düşkün neslin büyümesiyle daha da önem kazanacağa benziyor.
 
 
 
 
 

 

Paylaş!

Benzer Blog Yazıları

19.10.2018 14:09:38